Brexit'te Son Durum Ne?

16.07.2019 16:14 | Son Güncelleme: 16.07.2019 17:31

İngiltere ve AB Bir Türlü Ayrılamıyor

Brexit, şimdiden iki İngiltere başbakanını koltuğundan etti. 2016 yılında yapılan ve yüzde 51.8 ile Avrupa Birliği'nden ayrılık kararı ile sonuçlanan referandumun ardından dönemin başbakanı David Cameron Brexit’e karşıyken bu süreci tamamlamayacağı gerekçesi ile istifa etti. Yerine yeni “Demir Leydi” adayı Theresa May geldi. Fakat, bu yılın Mart ayı sonuna kadar ayrılık sözleşmesinde büyük ve kritik konularda mutabakata varılacağını hem piyasalar hem de iç siyasete kabul ettiren May, geçtiğimiz ay istifa etti. Çünkü görüşmelerde beklenen ilerleme kaydedilemedi. Fakat İngiliz iç siyaseti Downing St. 10 Numara’ya hala yeni bir kiracı bulabilmiş değil.

Gelin önce Avrupa Birliği nedir, Brexit konumuna nasıl gelindi, iktisadi öngörüler nedir sorularına cevap bulalım, ardından Downing St. 10 numara'ya yeni kiracı adaylarının değerlendiririz.  

Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’ndan Avrupa Birliğine

Sanayi Devrimi'nin ardından Batı Avrupa'daki pek çok çatışmanın hatta Birinci Dünya Savaşı'nın sebeplerine bakarsak, listenin başında Doğu Fransa’daki Alsas-Loren Bölgesi hakimiyeti vardır. Zengin kömür ve demir yatakları sebebiyle Almanya ve Fransa arasında karışık demografik yapısıyla hep tartışmalara sebep olan bu bölgenin yeniden milyonlarca insanın ölümüne sebep olmasına engel olma amacıyla kurulan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nun niyeti itilafları masada çözümlemek ve faiş fiyatlandırmalara engel olmaktı. İkinci Dünya Savaşı'nın ardından kurulan bu toplulukta Fransa, Batı Almanya ve Benelüks ülkeleri yer alıyordu. Bu topluluğun başarıları Avrupa Atom Enerjisi ve Avrupa Gümrük Birliği’nin kurulmasında itici güç oldu. Ardından 1967 yılında Avrupa Topluluğu adı altında bu üç topluluk birleşti ve 1973 itibariyle de genişleme kararı ile birlikte bugün ayrılık kararının konuştuğumuz İngiltere’de bu topluluğun bir parçası oldu.

Avrupa Birliğinin Ekonomik Gücü

Birliğin toplam GSYİH’sı 18.8 Trilyon USD ile neredeyse ABD ile aynı düzeyde. Bu sayı dünya ekonomisinin yaklaşık yüzde 22’sine tekabül ediyor. Bundandır ki bu devin her bir uzvunun tek bir merkezden kontrol edilmesi amacıyla 2004 yılından itibaren kademeli olarak üye ülkeler ortak para birimi olan Euro’yu kullanmaya başladı. Hem Euro bölgesindeki ülkelere olan güven hem de Euro bölgesi pazarlarındaki yüksek hareketlilik Euro’yu dünyanın ikinci büyük rezerv para birimi yaptı. Yalnız, bu devin de geçen yazımızda Dolar ve FED için bahsettiğimiz sorunlara benzer sorunları var. Öncelikle Euro Bölgesi Dolar’a göre sorunlara göre daha zayıf. Bunun ilk sebebi dış borçlanma sorunu. Üye ülkeler dış borçlanmalarını diğer üyelerden temin ediyor. Herhangi bir ülkenin yaşayacağı bir dar boğazda diğerlerinin de direkt olarak etkilenmesine sebep oluyor. Bundan dolayı AB üyesi ülkeler ekonomileri zayıfladıkça verilen emirlere uyma zorunluluğu ile karşı karşıya kalıyor. Örneğin, 2009 krizinin ardından insanların tatil harcamalarında yaptığı kesinti “bacasız fabrikalar” ile ünlü Yunanistan, İspanya ve nisbi olarak İtalya’da daha büyük krizlerle sebep oldu. AB özellikle Yunanistan’ın moratoryumuna engel olmak için içişlerine direkt müdahil oldu.

Euro Bölgesi Dışında İngiltere, “Blair Etkisi”

Peki, 1973 yılında beri AB’de olan İngiltere neden Euro bölgesinde yer almadı? Bunun için Euro’nun ilk dillendirildiği 1997 yılına gidilmeli. O dönemde İngiltere Başbakanı Tony Blair idi. Tony Blair İşçi Partisi'nin manifestonu 1994 yılında değiştirmiş partiyi markist-sosyalist kimliğinin dışına çıkarmış ve 3. Yol olarak nitelendirilen fikre yaklaştırmıştır. Bunun benzerinin Özal’ın 1983 seçimlerinde tam anlamıyla merkezde yer almasıyla yaşadığımızı hatırlatmak isterim. Yalnız, Blair’ın temel farkı şuydu ki her an İngiliz kamuoyuna kendinin merkezde olduğunu kanıtlamak zorundaydı. Bu zorunluluktan yol çıkarak Tony Blair Euro bölgesine katılmak için 5 temel şart koştu:

  • Ekonomik yapının ve iş döngüsünün Birleşik Krallık’ın alışılmış düşük faiz sistemine uygun olması.
  • Sistemin yerel ve genelde oluşabilecek resesyonlarla mücadele gücü ve reflekslerinin belirlenmesi
  • Oluşturulacak Euro sisteminin şirketleri Birleşik Krallık’ta yatırım yapmaya teşvik etmesi.
  • Sistemin milletlerarası rekabet ortamının devamını ve iyileştirmesini tesis etmesi
  • Euro’nun benimsenmesinin yüksek büyüme, istikrar ve uzun vadede istihdam artışını garanti etmesi

Yukarıdaki şartların Avrupa Birliği tarafından henüz sistem kurulmadan garanti edilmesinin imkânsızlığı sizce de aşikâr değil mi? O zaman Birleşik Krallık neden bu şartları koşuyordu?

“Palmerston Etkisi”

Her ne kadar o dönem için İngiltere Başbakanı Tony Blair olsa da İngiltere gibi evrimsel demokrasiye sahip ülkelerde şahısların tercih ve arayışlarından ziyade oturmuş ve evrimleşmiş devlet geleneği ve hariciye planlamaları geçerlidir. Başlıkta ismini zikrettiğimiz Lord Palmerston’un pek çok kez duyduğumuz o sözü aslında İngiltere’nin neden Euro Bölgesi’nin bir parçası olmadığını gösteriyor. “İngiltere’nin dostları ya da düşmanları yoktur, İngiltere’nin yalnızca çıkarları vardır.” Bu vecizeden yola çıkarsak aslında İngiltere’nin Euro Bölgesine katılmasının ardındaki sebepleri görebiliriz. Britanya Merkez Bankası (BoE) iki temel sebepten ötürü Euro’yu benimsemedi ilki güçlü Sterlinden vazgeçememek, ikincisi ise borcun GSYİH’ya oranın Britanya Mali Politikasında yüzde 20 dolaylarında tutulma gayesidir.
(Avam kamarasından bir görsel)

Ne Oldu da Brexit Noktasına Gelindi?

Aslında, 2016 yılında yapılan referandum bu hususta yapılan ilk referandum değil. 1975 yılında yani birliğe girilmesinden 2 yıl sonra aynı konuda bir referandum yapılmış ve yüzde 63 ile kalınması yönünde oy çıkmıştı. Lakin, iki referandum arasında geçen 40 yılda Britanya’da pek çok değişim yaşandı. Gelin biz bunların yalnızca ekonomik ve dolaylı sosyal etkilerine bakalım. İlki Demir Leydi’nin ardından Britanya işçi sınıf bir hak kaybına uğradı. Ardından İngiliz menşeili firmaların ucuz iş gücü arayışı 3. Dünya ülkelerinden ve eski İngiliz mandalarından pek çok işçi göçüne sebep oldu. Bu da şehirlerin kültürlerinden dillerine değişikleri beraberinde getirdi. Ayrıca Arap Baharıyla birlikte gelen mülteci dalgası da İngiliz halkında tepkilere sebep oldu. Hem Britanya’nın doğrudan hem de AB üzerinden mültecilere yaptığı harcamalar 2015 seçimlerine girerken Muhafazakâr Parti için birer koz halini aldı ve David Cameron Brexit referandumu sözüyle Avam Kamarasında çoğunluğu elde etti. Ayrıca bu kararda yukarda da bahsettiğimiz gibi 2009 yılından itibaren ekonomik olarak zor günler geçiren Avrupa Birliği üyesi Akdeniz ülkelerini Britanya’nın bir yük olarak görmesi de etkili oldu. Netice gençler her ne kadar entegrasyon sebebiyle AB’de kalmak istese de muhafazakâr ve orta yaş üstü seçmenin etkisiyle referandum ayrılma kararı ile sonuçlandı.

2016’dan Beri Britanya Ekonomisinde Neler Oluyor?

Enflasyon

İngiliz ekonomisi Sterlinin gücünden de kaynaklı olarak 2009 yılındaki morta krizi haricinde 90’ların başında beri yüzde 5 altında enflasyon ile idame ediliyor. Hatta aşağıdaki tablodan da görülebilineceği üzere 2015 yılında 0.50 ile son 50 yılın en düşük seviyesini test etmişti. Lakin, Brexit kararının ardından enflasyondaki artış yüzde 200 dolaylarına çıktı. 2017 yılında yenilenen seçimin ardından Muhafazakâr Parti May ile güvenoyu alması her ne kadar dezenflasyona yol açsa da halen enflasyon miktarı alışagelmişin dışında.

İstihdam

Şu an için Britanya’daki fabrikalarını kapatacağını duyuran en büyük istihdam sağlayıcı Ford, fakat bunda henüz gümrük konusunda AB ile Britanya arasında bir mutabakata varılamamış olması da etkili. Pek çok şirket pozisyon almak ve ayrılık ya da kalma kararı için aslında bu geçtiğimiz mart ayında imzalanması konuşanda söz aldıkları antlaşmayı bekliyor. Fakat, halihazırda Downing St. 10 numarada kiralık ilanı asılı olduğuna göre önümüzdeki 3 ay boyunca bir antlaşma beklemek bir hayal olsa gerek. 

Sterlin’in Performansı

Sitemizden de gözlemleyebileceğiniz Sterlin-Euro paritesinin son 10 yılını incelersek şaşırtıcı olmayan sonuçlarla karşılaşıyoruz. 2016’daki referanduma kadar oldukça iyi bir performans sergileyen sterlin ayrılık kararının ardından 1.09’a kadar geriledi. Aşağıdaki tabloda 2017 Ekim ve 2018 Ağustos’ta iki toparlanma hamlesi olsa da istenilen düzeyde olmadı. Bu artışların ilkini seçim kararı alınmasını ikincini ise May’ın 2019 Haziran’ı için teminat vermesine bağlayabiliriz. Psikolojik bu artışların mali yapılarca desteklenmemesi ve May’ın istifası üzerine ise Sterlin yeniden 1.11 seviyelerine geriledi.

Bundan Sonra Ne Olur?

Gazeteci Ali Kemal’ın büyük torunu Boris Johnson şu an Muhafazakâr Parti liderliği ve Dowing St. 10 numara için en güçlü aday. Dışişleri bakanlığından elde ettiği tecrübeleriyle ayrılık antlaşmasını bir an önce tamamlama beklentisi sayesinde gücünü artıran Johnson neler yapacağı merak konusu fakat AB için May’den daha dişli bir müzakereci olacağı kesin.

Akıllardaki Bazı Sorular

  • Britanya ekonomisi her ne kadar en az hasarla bu süreci tamamlayama çalışsa da olası şirket ayrılıklarında istihdam meselesine nasıl bir yaklaşım getirecek?
  • Britanya’nın AB ile gümrüklerinde sorun yaşaması halinde Türkiye kendi için yeni bir Pazar yaratabilir mi?
  • Ticaret savaşları ile dünya yeniden kutuplaşırken Britanya ABD’nin yanına geçebilmek için mi AB antlaşmasında taviz vermemek adına direniyor?
  • BoE gerçekten de Brexit Antlaşması yapılmazsa faizleri yüzde 0’a çekecek mi?

Yazar: Erkan Bayram